Benim Hala Umudum Var

Evet, evet hâlâ.

Neden mi hâlâ?

Bunca umutsuzluğun, karamsarlığın ve hatta kötümserliğin gözümüze sokulmaya çalışıldığı şu günlerde hâlâ demeyelim de ne diyelim? “Umudum var.” diyerek konuyu sıradanlaştıralım mı? Son yıllarda sanki – dünya kuruldu kurulalı – bu kadar kötülük ve olumsuzluk yaşanmamış ve dünya tarihinde, en çok umudunu yitirmesi ve terk edip gitmesi gereken bizlermişiz gibi, gözümüze sokuluyor tüm olumsuzluklar.

Öyle ya, sonradan “Kadınlar Günü” olarak ilan edilen 8 Mart 1857 tarihinde, ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisinin “daha iyi çalışma koşulları” istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başlaması ve polisin işçilere saldırmasının ardından işçilerin fabrikaya kilitlenmesi… Arkasından çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın olmak üzere 129 kişi can vermemiş gibi; Che Guevara’nın Bolivya ordusu tarafından öldürüldüğünü kanıtlamak için cenazesiyle, günümüz tabiriyle, selfie yapılmamış gibi; sırf ten renklerinden dolayı yüz binlerce insan ölmek için yalvarmamış, işkenceler çekmemiş gibi; Budist rahip Thich Quang Duc, Güney Vietnam hükümetinin “din adamlarına eziyet etmesini” kendini yakarak protesto etmemiş gibi; Peygamber Efendimiz baskı ve zorbalıklarla karşılaşarak Mekke’den Medine’ye hicret etmek zorunda kalmamış gibi; dünya teknoloji şirketlerinin en gözde olduğu yıllarda yine bir teknoloji devi olan Nokia iflasın eşiğine gelmemiş gibi; “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.” diyerek hâlâ bizlere ders veren Kızılderili topluluklar yok edilmemiş gibi davranıyoruz.

Ülkelerin 3. Dünya Savaşı’nı çıkarmalarından, hatta sanki daha önce hiç kullanılmamış gibi nükleer bomba kullanmalarından korkuyoruz. Ne o? Anımsayamadık mı yoksa? Anımsayanlar lütfen bu paragrafı atlasınlar da anımsayamayanlara iki çift sözüm var:

Evet, unutursak yapılan kötülükleri, yaşanan olumsuzlukları; sanki dünya tarihinde hiç yaşanmamış da günümüzde yaşanıyormuşçasına hayatta kalmanın su, kan ve oksijen kadar değerli olan umudunu alırlar. Sen de nefessiz bir nefer olarak kalakalırsın; ne yöne yürüyeceğini bilemez, hangi yöne bakacağını dahi düşünemezsin. O nükleer bombayı yemişçesine bir nesil ortaya çıkar.

Umut; nefestir, sudur, damarlarındaki kandır.
Umut olmadı mı yaşam pınarlarından birini yitirmişsin demektir. Ha susuz kalmışsın, ha oksijensiz.

Umut değil midir yaşam? Umut değil midir yaşadığın günü bir amaca çeviren?

Umuttur, insanın yaşamını değerli ve bir amaç uğruna yaşanılır kılan.

Günümüzdeki güzelliklere odaklanmalı, umut var olmalı… Bu demek değil ki kötülüklere gözümüzü kapatalım. Bu demek değil ki sadece güzellikleri görelim. Dünya kurulduğundan beri iyilik de vardı, kötülük de… Ve bundan sonra da olacak. Bizler kötülükleri daha çok göz önüne koyar ve onların üzerine konuşursak; yaşanan güzellikler yer bulamaz kısacık ömrümüzde.

Yaşamınızda iyilik ve güzelliklere öylesine yer açın ki; kötülük ve olumsuzluklar kendilerine yer bulamasın.

Kaynakça

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir